1. Ana Sayfa
  2. Haber
  3. Hüseyin Uzun: "el Üretimi Ayakkabı Fabrikasyondan Daha Kaliteli"

Hüseyin Uzun: "El üretimi ayakkabı fabrikasyondan daha kaliteli"

Ankara Umum Ayakkabıcılar ve Çantacılar Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Hüseyin Uzun, el yapımı ayakkabının çok daha sağlam ve sağlıklı olduğunu söyledi. El yapımı ayakkabının kıymetinin bilinmesini isteyen Oda Başkanı Uzun, "Sağlık için uzun ömürlü yerli ayakkabılar tercih edilmeli. Yabancı marka diye koku saçan, sağlıksız spor ayakkabılar kullanılmamalı." dedi.

 

Ankara Umum Ayakkabıcılar ve Çantacılar Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Hüseyin  Uzun, el üretimi ayakkabıların fabrikasyon üretime göre daha kaliteli, uzun ömürlü ve dayanıklı olduğunu söyledi. Oda Başkanı Uzun, fabrikasyon ürünlerde pres baskı olduğunu, elle yapılan ayakkabılarda ise dikiş ve yapıştırma yöntemi kullanıldığını belirterek, "Bizde ayakkabının derisine, köselesine özen gösterilir. En ufacık hata giderilir. Bizim ayakkabılarımız daha güzel olur. Hala el emeği, göz nuru tercih eden mağazalarımız, özel sipariş veren müşterilerimiz var. Fabrikada ayakkabı bir seferde yapılır, bizim ise 20 sefer elimizden geçer. Fakat maalesef bazen kalite değil marka önemli oluyor. Gözler önünde yapılan üretim güvenlidir. Bizim ürünlerimizde sıkıntı olduğu zaman hakem heyetine gitmez. Kusur varsa üreticimiz hemen sorunu giderir. Hakiki köselelerde tamir ve tadilat olur ama sunide olmaz." dedi.

 

"KÖSELE AYAKKABI GİYİLMELİ"

Ankaralı ayakkabıcıların gerçek deriden ve yüzde yüz köseleden ayakkabı yaptıklarını, fabrikasyon ürünlerde ise suni deri ve suni kösele kullanıldığını belirten Uzun, Türkiye’de kösele ayakkabı giyen sayısının azaldığını söyledi. "Terleme yapmaması ve ayakların kokmaması için kösele giyilmeli. Hakiki deriyi ve kösele ayakkabıyı anlamak için mağazalardaki broşürlere bakabilirsiniz" diyen Uzun, "Ayakkabıların tabanında kösele olduğuna işaret eden etiketler bulunur. Kösele ayakkabı almak isteyen vatandaşlar bu etikete dikkat etmeli" diye konuştu.

 

"YÜZDE 65'İNİ YURTDIŞINA SATIYORUZ"

Sektörün sıkıntılarından da bahseden Uzun, şöyle devam etti: "Ayakkabıcılığın unutulmaya yüz tutmuş meslekler arasına girmesini istemiyoruz. Toplum el emeğine sahip çıkmalı. Ben kendim çarık ve yemeni satıyorum. Bunun Ankara'daki tek temsilcisi benim. Neden bunlar piyasada satılmasın. AVM'lerden alınan ürünler ile aramızda dünyalar kadar fark var. İnsanlar el emeği ile yapılan ürünlere daha çok rağbet ederse hem ekonomiye yararlı olur, hem de sağlıklı ürünler tercih etmiş olurlar. Hem de sektörümüz tekrar canlanır.

Yabancı marka diye koku saçan, sağlıksız, kanserojen tehlikesi içeren spor ayakkabılardan uzak durulmalı. Hiç biri marka değil, Çin'den, Uzakdoğu'dan, Endonezya'dan geliyor. Ülkemizdeki kaliteli üretim ne kadar öne çıkarsa, Türk toplumunun sağlığı da o kadar iyi olur. 6 senedir devletin Türkiye'deki yerli üretime çok büyük katkısı var. Yurt dışından gelen ürünlere yüzde 85 vergi uygulanıyor. Üretim kapasitemiz yüzde 25 oranında arttı. Artık Türkiye'de üretilen ayakkabının yüzde 65'ini yurt dışına satıyoruz. Hollanda, Almanya bizim ayakkabımızı tercih ediyor. Eskisi gibi yurt dışından ayakkabı gelmiyor."

 

"10 YILDIR ÇIRAK YETİŞMİYOR"

Ankara'nın en yaşlı ayakkabıcı kalfası Ahmet Yavuztürk de 62 yıldır montajcılık yaparak haftada 40 çift ayakkabı yapıyor. Mersin'de ilkokulu bitirdikten sonra annesinin yönlendirmesiyle mahallelerindeki ayakkabı ustasının yanında çırak olarak işe başlayan Yavuztürk, mesleğe olan aşkını ve hikayesini şöyle anlattı: "Annemle başbaşa yaşadığımız dönemler, geçim sıkıntımız vardı. 'Eti senin kemiği benim' diyerek beni ustama emanet etti. 16 yaşımda annemle Ankara'ya geldik, artık işi öğrenmiştim Hacıbayram'da bir ustanın yanında kalfa olarak başladım. Mesleğimiz önceden çok kıymetliydi, fabrikasyon ürünler yoktu, el emeği vardı. Kazancımız da çok iyiydi. 1 asgari ücreti 1 haftada kazanırdık. 3 çocuğumu bu meslekle büyüttüm. Eskiden zanaatkarlık kıymetliydi. Şimdi bir fabrika günde bin çift yapıyor, önceden bir atölye günde 50 çift çıkarırdı. Eski işler yok artık. Eskiden 1 kalfanın yanında 3-4 eleman olurdu. Bizim mesleğimiz sihirlidir. Eline çiriş (yapıştırıcı) değdiyse o mesleği bırakamazsın. Bizde ustaya kalfa denir. Bizdeki usta her zaman taşerondur. Patron yani usta, eleman yetiştirmez, kalfa yetiştirir. Bugüne kadar çok eleman yetiştirdim ama çoğu mesleği bıraktı. 10 yıldır çırak gelmediği için kimseyi yetiştiremiyorum. Meslek liselerinde okuyanlar da fabrikalara gidiyor. İşi bilen en genç kalfa 40'lı yaşlarında. Ben işimi severek yapıyorum, güç harcıyorum. Bu mesleğin sevgisi bambaşkadır, ayakkabı aşktır."

 

"ZANAATKARIN DEĞERİ BİLİNMİYOR"  

Ankara'da üretim yapan en genç son kalfa olduğunu belirten Erdal Sözer de 13 yaşında Sıhhıye'de bir akrabasının atölyesinde mesleğe başladığını anlatarak, "Ahmet Abi ile 10 senedir çalışıyorum. Sektörde en son, en genç benim ve benden sonra yok. Benim de emekliliğim yaklaştı. 40 yaşımdayım. Başka meslek yapma şansım yok. Çocuğuma bu mesleği yaptırmak istemem. Eskiden Işıklar Caddesi'nde 40 atölye vardı. Şimdi 2 tane kaldı. Hiçbir mesleğin sonu yoktur. Biz ölsek de milyonlarca insan bu meslekten ekmek yer. Ayakkabı sektöründe istihdam çok ama el emeğinde istihdam kalmadı. Bu yüzden mesleğin geleceği kalmadı. Teknoloji geliştikçe insanlar emek sistemi ile çalışmak istemiyorlar. Zanaatkarın değeri bilinmiyor. Kaliteli ayakkabının değerini bilen var ama çok az" dedi.